Toz içecekle pazara girdik, kola’da birinci olduk!

“1990’lı yılların başıydı. Yurtdışındaki bir şirketten çok cazip bir teklif aldık. Sabri Ülker, aileyi toplayıp hepimize görüşlerimizi sordu. Soru çok basitti. O gün için oldukça yüklü bir meblağla önce şirketin çoğunlık hisselerine sahip olmaktan sonra da tamamını satın almaktan bahsediliyordu. Yanıtımız ne olmalıydı? Bu soru karşısında iki konuda hassasiyet gösterdiğimizi hatırlıyorum. Birincisi bu meblağ fabrikalara veya binalara değil Ülker ismine ödenen bir meblağdı, yani ismimizi başka bir şirket kullanacaktı. Acaba buna hazır mıydık?

İkinci hassasiyet ise bu kadar parayı aldıktan sonra biz ne iş yapacaktık? Birinci konuda zaten oldukça net bir tavır koyduk. Türk toplumuna mal olmuş bir ismi biz yabancılara devredemeyiz diye düşündük. İkincisi de başka ne iş yapabilirdik ki! Ülker Grubu bugün; 7.5 milyar dolar ciro, 100’ün üzerinde aktif şirket, bin 500 çeşit ürün, 23 bin 500 çalışan, 400 distribütör, 200 bin satış noktası ve 62 yıllık deneyime sahip Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından biri. Uzun yıllar boyunca sessizliklerini muhafaza etmiş, basına kapalı kalmışlardı. Şimdilerde yine kendilerinden değil de sadece kurumsallaşma sürecinde olan işlerini, markalarını ve pazardaki duruşlarını konuşuyor, kendilerinden söz eden bir söyleşi yapmıyorlardı. Ülker Şirketler Topluluğu Ülker Grubu Başkanı Ali Ülker ile söyleşiye başlamadan bunun nedenini soruyorum; ‘Sabri Ülker yaklaşık on yıl kadar önce sorumluluklarını Murat Ülker’e devrettiğinde, yeni bir vizyonla işimizi yapmaya başladık. Bu değişim Murat Bey’in yönetim anlayışıdır.’diyor.

Ülker ismini taşıyor olmak nasıl bir duygu?

“Ülker ismini taşımak elbette belirli bir sorumluluk getiriyor. Sabri Ülker’in oluşturmuş olduğu 62 yıla varan bir gelenek var ailenin içerisinde. Yetiştirilme tarzımızdan da kaynaklanan nedenlerle tevazu ve nezaketi hiçbir zaman elden bırakmamaya gayret ettik. Tartışılmaz bir dürüstlük ilkesi her zaman geçerli oldu. Müşterimize ve tüketicimize yakın olmak durumunda hissettik kendimizi. Büyük maddi hırsları olan bir şirket de olmadık. Gelişmeler hep tabi süreci içinde oldu. Halkın gösterdiği teveccüh sayesende Ülker belli noktalara geldi.’ diyen Ali Ülker planlı hareket etmek gerektiğini, toplumun nabzının iyi tutuyor olmasının önemine de vurgu yapıyor. Yazının tamamı Günseli Özen Ocakoğlu’nun “Başarı Tesadüf Değildir” adlı kitabından alıntıdır.

Ülker’in kurumsal değerlerini, iş yapış biçimini belirleyen Sabri Ülker hala işe geliyor mu? Hayır gelmiyormuş. Yıllar önce “Sabri Ülker işe gelmezse ne olur?” sorusunun sorulduğunu söyleyen Ali Ülker, bu sorunun yanıtını da şöyle veriyor; “Sabri Bey işleri Murat Bey’e devretti. Herkesin de gördüğü gibi Sabri Bey’i aratmayacak şekilde grubun performansı devam etmekte.”diyor.

Ülker, sadece Sabri Bey’in vizyonuyla kurulmuş bir şirket, yani önceki kuşaklardan devralınmış değil. İş bir süre sonra öyle bir büyür ki, aile Ülker olarak anılmaya başlar ve soyadını da mahkeme kararıyla değiştirir.

Sabri Ülker sıfır sermayeyle başladığı işinde oldukça tedbirlidir. İçinde bulunduğu ekonomik şartlar Sebri Bey’i öz sermayeyi iş içinde tutmasına ve sürekli yatırım yapmasına neden olmuştur. Bu nedenle grubun büyümesi yavaş ama sağlam finansal modeller üzerinde gerçekleşir. Murat Ülker ikinci kuşaktır ve yönetimi devralmasyla grup çok büyük bir açılım içine girer.

Murat Ülker’li dönem başlıyor

Ali Ülker’den Murat Bey’in vizyonunun Sabri Bey’inkinden farklı olduğunu öğreniyoruz. Bu farkın Ülker’in kurumsallaşmasıyla ilgili olduğunu öğreniyoruz. ‘Vizyon, kişilerin olmaktan çıkıp kurumların vizyonu haline gelmeli. Bizde her grubun ayrı bir stratejisi var. Temel işimiz olan gıdanın haricindeki işlerimizi birer portföy şirketi olarak görüyoruz.. bunları farklı şekillerde değerlendirebiliriz. Eğer bizim için uzun vadede karlı değillerse, belli bir süre içinde belli bir hedefe ulaşmıyorsa bu şirketleri elden çıkarma durumumuz olabilir. Yeni alanlara girebilir, çıkabiliriz. Ama temel işimiz Ülker markalı ürünlerden vazgeçmiyoruz. Yatırım yapmaya devam edeceğiz.’diyor.

Ülker neredeyse her hafta yeni bir ürün çıkartıyor. Bu kadar çok ürün lezzeti için nasıl bir yol izliyorlar merak edilen konulardan biri olduğunu biliyor ve soruyorum. Şöyle yanıt veriyor; ‘Değişen koşulları, tredleri, piyasaya verilen yeni ürünleri takip ediyoruz. Ürünleri işlendiği teknolojileri takip ediyoruz. Hem ürün hem de teknoloji Ar-Ge si yapıyoruz. Tek başına ürün Ar-Ge si yeterli değil. Ürün geliştirdiğimiz kadar da yurtdışı tredlerini takip edip, Türk tüketicisine uygun olanları seçip piyasaya veriyoruz. Dünyada ne yazık ki bizim sektörümüzde ürünler birbirine yakın lezzette ve kullanılan teknoloji de hemen hemen aynı. Bunu şuna benzetebiliriz; Tekstil sektöründe de değişen trendler var ama ‘etek’ deyince aynı algı oluşuyor. Etek sonuçta etek ama farklı kesimleri var. Oysaki bizim ürünlerimizde aynı teknolojik kalıplara göre dizayn ediliyor. Bu nedenle yeni fikirler Ülker’de çok teşvik edilir. Mesela geçen sene bu tarz fikirlerini sunan veya ortaya koyan arkadaşlar içeride takdirname ve maddi ödüller kazandılar. Bunlar Karamelli Dido ve Biskrem’in fikirleriydi.’ Ülkerde piyasaya sürmeden önce bir ürünün onay alması epey uzun bir süreç gerektiriyorsa da nihai kararı Murat Ülker veriyor.

Toz içecekle pazara girdik, kola’da birinci olduk!

Cola Turka dünya devlerine karşı iç pazarda pay almayı başarmış bir Türk markası. Markaların aldığı bu yolu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Coca Cola ve Pepsi Cola Türk şirketleri değil. Çokuluslu Amerikan şirketleri. Dolayısyla Cola Turka Türkiye’nin birinci kola markasıdır. Bu sektördeki rekabetin yoğunluğu ve rakiplerin konuya hassasiyeti dolayısıyla da Cola Turka’nın çıkışı belli bir noktada kaldı. Ama Türkiye’de büyük bir tüketici sayısı Cola Turka’yı seviyor.

Bunun haricinde de tat ve lezzet olarak özellikle bunlar kör test olunca içinde diğer kola markalarından herhangi bir eksikliği veya geri kalmışlığı söz konusu değil, oldukça başarılı bir ürün. Cola Turka rakipleri arasından çıkışını yapacak.”

Ali Ülker, Pepsi Cola veya Coca Cola içiyor mu acaba merak ediyorum. Evet içermiş. Nasıl buluyor peki?

“Enteresandır, Pepsi ve Coca Cola ile Cola Turka’yı mukatese ettiğimiz zaman başlangıçtaki hedefe uygun gittiğini görüyoruz. Daha farklı bir çizgisi ve tadı var. İkisini ayrı bir bardağa koyduğunuz zaman da sanki ortaya Cola Tukça çıkıyor gibi geliyor. İkisi arasında bir lezzet gibi.”diyor.

Sporda hırs iyidir ama iş hayatında dikkatli olmalı

Ülker’in Türk sporuna, özellikle basketbola verdiği destek gerçekten çok özel. Ali Ülker de basketbol oynamışlardan ve hala maçlara gidiyor. Konu spor olduğunda Ali Ülker’in o sakin görünüşünün gerisindeki iddialıyım görüyorum ve soruyorum. Yanıtı şöyle; “Sporda hırs olmazsa olmaz. Bu bir motivasyondur. Ancak iş hayatında hırs bazen yanlış kararlara gitmek anlamına gelir.”diyor. farklı markalarını farklı spor dallarında sponsor olarak gördüğümüz Ülker’in bir diğer amacı da kendi açtığı bu yoldan başka markaların da yürümesini sağlamak.

Ülker’in hem hakla açılmalar hem de yatırımlar konusunda bilgi verir misiniz?

“Ülker gıda alanında güçlü bir pozisyona oturmuş durumda. Özellikle ana konumuz olan bisküvi ve çikolata konusunda yüzde 50 pazar payına sahibiz ve bunları da başarılı bir şekilde idare ettiğimizi düşünüyoruz. Bu pozisyonu devam ettireceğiz. Diğer alanlarda da hızla Pazar payı almaktayız. Temel gıdada ve hazır yemekte çalışmalarımız var. Gelişen genç bir nüfusumuz var. Tüketicinin yeni fikirleri benimseyeceğini düşünüyoruz. Ayrıca finans ve ambalaj grubunda yer alıyoruz. Yurtdışı ortaklıklar yapabiliriz. Bu bizi müşteri portföyümüzü geliştirmek açısından daha değerli kılabilir. Bunun ötesinde de farklı bilgi transferi gerçekleştirebilir. Daha güçlü ortaklıklarla Türkiye pazarına sunduğumuz ürünlerle performansı arttırabileceğimizi düşünüyoruz. Karsız olan kategorilerde ve şirketlerden uzaklaşıp daha farklı alanlara yönelebiliriz. Türkiye’de inşaat sektörü değil ama yeni yaşam alanları alışveriş merkezleri konusunda da değişik projelerimiz olabilir.”

Yatırıma dönmeden kaçan sermayeyi Türkiye’ye çağırıyoruz

Ali Ülker ülke olarak büyük bir yol katettiğimizi düşünüyor. Şirketlerin çok daha akılcıl hareket etmeye başladığını söylüyor. Türkiye ekonomisi ve geleceğe ilişkin görüşleri ise şöyle; “Türkiye’de yerli sermaye erezyonuna uğramakta. Türk ekonomisi de dışa bağımlı olmaya başladı. TBMM Cumhurbaşkanı seçemedi. Bu büyük bir krizi tetikleyebilirdi. Ancak gördük ki bu süreç oldukça makul geçti ve rahat atlattık. Dışardan gelen sermayenin sadece spekülatif amaçlı sermaye olmadığı reel sermaye olduğu bir kez daha görüldü. Seçim sürecinde hemen kaçmadı. Bence bu pozitif bir gelişme ve yerli sermayenin de gelişmeye ihtiyacı var. Bu bizi de mutlu eder. Elbette yurtdışına yatırım yapmak da bir zaruret. Dünyada ekonomik bloklar var bunların içine yerleşmezseniz sadece ihracatla dünya ekonomisinde söz sahibi olmak zor. Diğer yandan yatırıma dönüşmeyen ve dışarıya kaçan Türk sermayesinin de ülkeye yatırıma çağırıyoruz.”diyor.

Kurumları kişilerden bağımsız geleceğe taşımak

Ali Ülker kendi değimiyle sade bir hayatı seviyor ve ailesiyle geçirdiği vakitten keyif alıyor. Henüz on iki yaşındayken dedesi Sabri Bey’in elini tutarak geldiği Ülker fabrikasında bugün üst yönetimde görev yapıyor. Sürekli okuyan ve öğreneyi seven birisi olduğunu söyleyen Ali Ülker sonuç odaklı bir yönetim anlayışına sahip. Etik kurallar içinde bir iş yapmanın tek bir yolu olduğuna inanıyor. Bir şeyi empoze etmeyi de sevmiyor. Denenmemişi denemeyi seviyor ve bir fikrin sağlam argümanlarla desteklendiğini görürse desteklemekten de kaçınmıyor. Kendisini 2.5’uncu jenerasyon olarak tanımlayan Ali Ülker, dayısı Murat Ülker ile yaş farkı 10, onun en büyük oğlu ile yaş farkının 24 olduğunu ve bu nedenle kendisine buçuklu bir jenerasyon tanımı seçtiğini söylüyor. 2.5’cu jenerasyondan bir geçiş yaşanacağını söyleyen Ali Ülker, “Şirketleri günlük kaygılarla idare etmek doğru değil. Gelecekteki kaygıları da taşımak ve tedbirleri de almak zorundasınız. Bir kurumu kişilerden bağımsız devam ettirmek gerekir. Bunun en başta metodu da halka açılmaktır.”diyor.

Eğer Ülker olmasaydı!

Ali Ülker ile yaptığım söyleşide sadece onun portresini değil, kurucu Sabri Ülker’in değerlerinden başlayarak Murat Ülker’in vizyonuna kadar 62 yıllık bir Ülker kurum portresi konuşmuşuz. Bir düşünün eğer Türk ekonomisi içinde Ülker olmasaydı ne olurdu? Sadece rakamsal büyüklüğü değil, yarattığı rekabet ortamı ve küresel rakiplerine kafa tutan tavrı ile Türk ekonomisine rakamsal değeri dışında enerji ve hız da kattığını düşünmeyen var mı?

Paylaş!

Düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

css.php